Onun Lugatında Zirve Yok Çünkü O Sonsuz Bir Gelecek İçin Çalışıyor…

Modoko Yönetim Kurulu Başkanı, Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün eski üyesi ve Kukla Bebe’nin babası İbrahim Etem Özçelik. Babasını 6 aylıkken kaybetti. Annesinin desteği ve emekleri ile hem okudu hem de çıraklık ve kalfalık yaptı. İstanbul’un en saygıdeğer muhitlerinde, dönemin en iyi ustalarının elinde yetişti. Erken yaşlarda para kazanmaya başladı ve yüreği hep daha ve daha büyük başarılar için çırpınıp durdu. Türkiye’de mobilyacılık camiasında daha önce hiç denenmemişi denedi ve yalnızca bebek mobilyaları üreten ilk markayı kurdu.

Onun Lugatında Zirve Yok Çünkü O Sonsuz Bir Gelecek İçin Çalışıyor…
Onun Lugatında Zirve Yok Çünkü O Sonsuz Bir Gelecek İçin Çalışıyor…
Onun Lugatında Zirve Yok Çünkü O Sonsuz Bir Gelecek İçin Çalışıyor…

Modoko Yönetim Kurulu Başkanı, Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün eski üyesi ve Kukla Bebe’nin babası İbrahim Etem Özçelik. Babasını 6 aylıkken kaybetti. Annesinin desteği ve emekleri ile hem okudu hem de çıraklık ve kalfalık yaptı. İstanbul’un en saygıdeğer muhitlerinde, dönemin en iyi ustalarının elinde yetişti. Erken yaşlarda para kazanmaya başladı ve yüreği hep daha ve daha büyük başarılar için çırpınıp durdu. Türkiye’de mobilyacılık camiasında daha önce hiç denenmemişi denedi ve yalnızca bebek mobilyaları üreten ilk markayı kurdu. 1969 senesinde işleri daha da büyütmek için yol arkadaşlarıyla birlikte Modoko’yu kurup markalaştırdılar. Bununla da yetinmedi Etem Başkan. Futbol gibi Türkiye’nin yetenekli olduğu bir diğer alanda da çalışmalara başladı. Sakatlığı sonrası Süleyman Seba’nın dikkatini çekti ve kendisinin sağ kolu oldu. Genç yetenekleri keşfetmek için Türkiye’yi karış karış dolaştı ve önemli başarılara imza attı. Şimdi ise o çok sevdiği ve büyük emekler verdiği Modoko’nun Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini büyük bir çaba ve sevgiyle sürdürmeye devam ediyor. Peki, Etem Başkan bu motivasyonunu nereden alıyor? diye merak ediyorsanız, detaylar kendisi ile yaptığımız söyleşide gizli.

Bize biraz hayat hikayenizden bahseder misiniz?

Modoko Yönetim Kurulu Başkanı, Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün eski üyesi ve Kukla Bebe’nin babası İbrahim Etem Özçelik. Babasını 6 aylıkken kaybetti. Annesinin desteği ve emekleri ile hem okudu hem de çıraklık ve kalfalık yaptı. İstanbul’un en saygıdeğer muhitlerinde, dönemin en iyi ustalarının elinde yetişti. Erken yaşlarda para kazanmaya başladı ve yüreği hep daha ve daha büyük başarılar için çırpınıp durdu. Türkiye’de mobilyacılık camiasında daha önce hiç denenmemişi denedi ve yalnızca bebek mobilyaları üreten ilk markayı kurdu. 1969 senesinde işleri daha da büyütmek için yol arkadaşlarıyla birlikte Modoko’yu kurup markalaştırdılar. Bununla da yetinmedi Etem Başkan. Futbol gibi Türkiye’nin yetenekli olduğu bir diğer alanda da çalışmalara başladı. Sakatlığı sonrası Süleyman Seba’nın dikkatini çekti ve kendisinin sağ kolu oldu. Genç yetenekleri keşfetmek için Türkiye’yi karış karış dolaştı ve önemli başarılara imza attı. Şimdi ise o çok sevdiği ve büyük emekler verdiği Modoko’nun Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini büyük bir çaba ve sevgiyle sürdürmeye devam ediyor. Peki, Etem Başkan bu motivasyonunu nereden alıyor? diye merak ediyorsanız, detaylar kendisi ile yaptığımız söyleşide gizli.
 

Hayatımda dönüm noktası diyebileceğiniz bir an var mı?

Annem, 7 yaşımdayken beni Tünel’de bir Rum ustamızın yanına vermişti. Çalışmaya ilk o zaman başladım. O bölge eskiden İstanbul’un imalat bölgesiydi. Tıpkı şimdilerde Modoko’nun olduğu gibi… Orada, o insanlarla çalışmak, mesleği öğrenmek benim için dönüm noktası oldu diyebilirim. Ardından 12 yaşımda kalfa oldum ve ikinci bir yere geçtim. Osmanbey’deydi bu ikinci yer de. Bir Ermeni ustanın yanına girmiştim. Allah bana hep güzel bölgelerde çalışmayı nasip etti.

Bu hayatınıza çok şey katmış olmalı. Başka neler yapardınız o yaşlarda?

Ben çok inançlı bir insanım. Kendime bir hedef çizmiştim o yaşlarda. Hem okuyor hem de çalışıyordum. Sabah erkenden dükkana gelip temizlik yapıyor, sonra da okula gidiyordum. Okul bitince tekrar işe geliyor ve 10’a kadar çalışıyordum. Osmanbey’de biraz daha olgunlaşmıştım. Hiç boş durmaz, sürekli kendime yapacak bir iş bulurdum. Kapı kilidi takardım mesela… Evlerin doğramasını boyattıracak insan bulamazlardı, ustalarım da bana havale ederdi. O zamanlar iyi para kazanmaya başladım.
 

Çocukluğunuzdan beri hep çalışmışsınız. Hedefleriniz var mıydı, peki? Varsa bu hedeflere ulaşabildiniz mi?

Hayatım boyunca her zaman kendime hedefler koymuşumdur. Sadece iş için değil, hayatımın her alanında. Şu yaşta evlenirim, şurada böyle bir yer açarım gibi sürekli hedefler koyardım kendime. Bugün geldiğim noktada hedeflerimin pek çoğunu gerçekleştirdiğimi de söyleyebilirim. Gençlere de küçük bir tavsiyem var: hedefleri olsun. Eğer iyi niyet varsa belirlediklerine hedefe bir gün kesinlikle ulaşırlar.

Evliliğinizden biraz bahseder misiniz? Nasıl tanıştınız eşinizle?

Eşim Ankara’dan İstanbul’a tatile geldiği zaman, akrabalarımın vesilesiyle tanıştırıldık. Hemen nişanlandık. Askerliğimi Ankara’da yaptım. Nişanlım da Ankara’daydı ve onu sürekli görebiliyordum. O zamanlar Genel Kurmay Harekat Başkanlığında paşa olan bir albay abimiz vardı, onun sayesinde askerliğim de çok güzel geçmişti.  Eşimle üç sene nişanlı kaldıktan sonra Osmanbey’de düğünümüzü yaptık. Evlendikten bir sene sonra da oğlumuz oldu.

Askerlikten sonra nasıl devam ettiniz hayatınıza?

Askerliğim bitince İstanbul’a, Osmanbey’e geldim. O dönemde rahmetli kayınpederim bana Ankara’da dükkan açmayı teklif etti. Allah gani gani rahmet eylesin. Ancak kabul etmedim. Bazı şeyleri kendim yapmak istediğimi söyledim, o da “Yolun açık olsun, oğlum.” dedi. Teklif etmesi bile çok değerliydi. Kalfalık yaptığım bölgede bir arkadaşımın dükkanı vardı. Askerliğimin bittiği gün onunla kontrat yapmıştım. Bir süre orada çalıştım. Kalfalık yaptığım ustaların yanında iyi bir çevre edinmiştim. Çocukken zengin ailelerin evlerine girip çıktığım için birçok kişi beni zaten tanıyor ve seviyordu. 1966 yılının sonlarında ben de kendi dükkanımı açtım. İlk işimi rahmetli Akif Sadıkoğlu verdi, ben de alnımın akıyla o işi teslim ettim.

 

Türkiye’nin ilk bebe mobilya markasını siz kurdunuz. İlk mağazanızı ne zaman açtınız?

Bu süreci de anlatır mısınız? Atölyecilikten bir sene sonra Osmanbey’de bir dükkan boşalmıştı. Rum biri vardı, toprağı bol olsun, onunla konuştum ve dükkanı bana kiraladı. Usta ne yapacağımı sordu, ben de bebe mobilyası yapacağımı söyledim. Adam da şaşırdı. Çünkü büyük bir riskti. Daha önce de kimse düşünmemişti. Bunların hep Allah’ın bir lütfu olduğuna inanıyorum. Bu arada bayilik sistemiyle şubelerimi 6’ya çıkardım. Bağdat Caddesi’nde Gürünlerin Yalısı’nda otururken çok güzel bir noktada bir dükkan gördüm. Hemen orayla iletişim kurdum. Ardından Mersin’e gidip orada bir mağaza açtım. Böyle böyle bayiler açmaya başladım.
 

Peki, Modoko serüveni nasıl başladı?

Kadıköy’de Camaltı vardı, marangozhane olarak kullanılıyordu ve genellikle marangozlar o bölgede oluyordu. Bir gün arkadaşlarla konuştuk ve bunun böyle devam edemeyeceğini konuştuk. Bir site kurmaya karar verdik. Kayışdağı’nın eteğinde bir arsa aldık, ancak devlet, “Burada olmaz. Size ayırdığımız sanayi bölgeleri var.” dedi. Biz de yirmi sene geri ödemeli olarak Modoko’nun şu anki yerini aldık. Ben ekibin en gençlerinden biriydim, birçok arkadaşım da rahmetli oldu o günlerden. Allah rahmet eylesin hepsini.  O zamanlar kooperatifçilik farklıydı, fakat dönem çok güzeldi. Müşteri boldu. Mağazamı hep boş tutuyordum. 1990 senesinden beri de mağazam üretmeye hala orada devam ediyor. Artık işleri oğlum ve gelinim birlikte yürütüyorlar. Yılların vermiş olduğu bir yorgunluk var bende. 

Biraz da futbol hayatınıza değinmek istiyorum. Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nde uzun seneler yönetim kadrosunda Süleyman Seba’nın sağ koluydunuz. Bize biraz o dönemleri anlatır mısınız?

Benim Beşiktaş ile çok büyük bir göbek bağım var. Futbolda altyapısında oynadım. Menisküs olunca oyunculuk hayatım da bitti. Ardından yönetim kadrosunda Süleyman Abi (Süleyman Seba) ile bir araya geldim. Bir süre altyapıda çalıştıktan sonra Süleyman Abi beni yönetime aldı. Altyapı dönemlerinden başlamak gerekirse Anadolu’dan getirdiğimiz gencecik çocuklar vardı. Onları keşfetmeye çalışıyor, tüm ihtiyaçlarını karşılıyorduk. Çocukların antrenmana gitmesi için bazı idari işleri üstlendik. 


Sizin zamanın yıldız oyuncuları kimlerdi?

Benim zamanımda yetişen Yasin Sülün ve Nihat Kahveci var. Nihat sonradan İspanya’ya gitti. Çok değerli oyuncular yetiştirdik.
 

Süleyman Seba ile olan ilişkinizi dinlemek isteriz. Nasıl bir insandı?

Abi kardeş ilişkisi vardı bizim aramızda. Çok dertleşirdik. Tanıdığım en namuslu, en dürüst insandı. Annesinin aşığıydı. Yıllarca evlenmedi, sırf annesi mağdur olmasın diye. Öyle bir insandı ki sponsorlardan gelen hediyeleri dahi asla almazdı. Kutlamalara, özel gecelere gittiğimizde yemek yemeden kalktığını bilirim. Çok büyük bir hayran kitlesi vardı.  Bir anımı anlatayım: Bir gün Ankara’ya Cumhurbaşkanlığı Kupası için gittik. Rahmetli Süleyman Demirel de kongre üyemizdi.

Süleyman Abi’nin benim üstümde büyük emeği vardır. Bugün Modoko’da başkanlık görevini yapıyorsam ondan aldığım deneyin ve terbiye ile yapıyorum. Bana ve hayatıma çok büyük katkıları oldu. Allah rahmet eylesin.

Kendisi bir öğlen yemeği verdi. Masanın etrafına dizilmişiz, hiç unutmam: “Yahu Süleyman, bu ülke ne çektiyse Süleymanlardan çekti.” dedi. Bir keresinde de Süleyman Abi ile Kıbrıs’a Akdeniz Üniversitesi’nin davetlisi olarak gittik. Uçak korkusu vardı, iki sefer erteledik. Ben de dedim ki: “Bu sefer gitmek zorundayız. Hep davet ediyorlar çünkü.” Sonunda ikna ettim ve Kıbrıs’a gitmek üzere uçağa bindik. Yanımda oturuyordu, ben de elini tuttum. Kıbrıs’ta Rauf Denktaş, kendi sarayında kendi elleri ile hazırladığı yemeği sundu. Bu kadar ki sevilen bir insandı. Tabii basın ve halk da hep arkamızdaydı. 7’den 70’e büyük hürmet görürdü herkesten. Ayrı bir güzellikti onu tanımak. Milliyetçiliği, dürüstlüğü ve vergisini gününde ödemesiyle bilinirdi. Bir gün kulübe gelir getirecek çok önemli bir bölge var dediler. İstanbul Defterdarı bize teklif etti bunu. Şimdiki Galatasaray’ın stadının yeriydi. Üstesinden kalkamayız dedik, öyle kaldı o. Sonra ben bir yer bulduğumu söyledim Süleyman Abi’ye. Süleyman Abi de ilgi gösterdi. Randevu aldık, gittik Ankara’ya. Başbakanlık Kupası yemeği verilmişti köşkte. Sayın Mesut Yılmaz, Süleyman Abi’ye “Benden bir isteğin var mı, bilirsin seni çok severim.” demiş. Ankara’da bir tahsis kiralamak istiyoruz dedik. Sayın Mesut Yılmaz da “Süleyman Abi, benim Galatasaraylı olduğumu bilirsin, ama senin yerin başkadır.” dedi. Biz zaten Orman Bakanlığından randevumuzu almıştık. Sağ olsun Sayın Mesut Yılmaz da işleri hızlandırdı. Süleyman Abi’nin de kafasına uydu ve o yer bize kısmet oldu. Bugün hala daha Beşiktaş’ın divan kurulu üyesiyim ve ilişkilerim devam ediyor.


Tüm futbol camiası sizi tanıyor, seviyor ve sayıyor. Neler söylemek istersiniz onların hakkında?

Süleyman Abi’nin benim üstümde büyük emeği vardır. Bugün Modoko’da başkanlık görevini yapıyorsam ondan aldığım deneyin ve terbiye ile yapıyorum. Bana ve hayatıma çok büyük katkıları oldu. Allah rahmet eylesin.


Süleyman Bey’den sonra aktif göreve devam ettiniz mi?

Yıldırım Demirören çok yakın dostumdur, çok iyi bir Beşiktaşlıdır. Keza Fikret Orman’ın babası Kadir Abi de yanı şekilde. Oralarda bir şeyler bıraktığım için gurur duyuyorum. Beşiktaş’tan sonra Şişli Hürriyet Spor’da da uzun yıllar yöneticilik yaptım.


Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Bugüne kadar Modoko için çok önemli işler yaptık. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve Ümraniye Belediye Başkanı Hasan Can ile çok güçlü diyaloglarım var.  Bugüne kadar birlikte ne iş yaptıysak alnımızın akıyla çıktık. Uzun zamandır alınamayan bir imarı aldık. Bu, büyük bir katma değer sağlayacak Modoko’ya.
Modoko Lifexclusive ekibi olarak bize zaman ayırdığınız ve deneyimlerinizi paylaştığınız için çok teşekkür ederiz.